Reis Bey – Necip Fazıl Kısakürek

Reis Bey – Necip Fazıl Kısakürek

16/09/2018 0 Yazar: Selim Göncü

Merhamet temasının yoğun bir şekilde işlendiği, sözlerin çarpıcılığı ile insanı kendine çeken piyes, “Reis Bey”

NECİP FAZIL KISAKÜREK & TİYATRO (PİYES)

1948’den 1960 yılına kadar geçen sürede tiyatro eseri kaleme almayan Necip Fazıl, 1960 ihtilaliyle girdiği hapiste, üç piyes yazmıştır: Ahşap Konak, Kumandan ve Reis Bey. 

Ön tarafı açılır – kapanır bir mikâp (küp) içinde hayatı yakalamak… Kapana kıstırır gibi… Tiyatro budur.

Aslında zamandan başka bir şey olmayan hayat, hangi mekân içinde akarsa aksın, onu belli-başlı anlarıyla, üstüne böyle bir mikâp atarak tutabilirsiniz. Zaten her hâdisenin üstünde, ressamın kurşun kalemiyle çizip sonradan sildiği bölüm çizgileri gibi, böyle bir görünmez mikâp vardır. Onu görünür hâle getirmek, içindeki hâdiseyi tutmaktır. Ketumiyet sürüsünden çıkarmak, silinmekten kurtarmak, süzmek, özleştirmek…

İşte tiyatro, her vakit, farkında olmadan girdiğimiz bu şeffaf mikâbın, bütün hayata külâh gibi geçmiş ve İçtimaî müessese hâlinde billûrlaşmış ta kendisi…

O, içinde hayatı öğüttüğü, ön tarafı açılır-kapanır mikâbın esrarlı dört köşesiyle, açıkta, göz plânında… Rüya, maddeye aktarılmışcasına… Yeri de, sanat hisarının en yüksek burcu

Bana sorarsanız, beşerî keşiflerin en büyüğü olarak tekerleği gösteririm. Sanat şekilleri içinde bence en büyük keşif tiyatro… Tekerlek, nasıl, bitmeyen mesâfeler üzerinde sonsuz bir dönüşse, tiyatro da, durmayan zamanın mikâb biçimi bir kavanoz içinde, bütün madde ve hareket kadrosuyle dondurulması…

N.F.K.

REİS BEY

Piyes Hakkında

Reis Bey, bir ağır ceza reisidir. Ömrü otel odalarında geçmiş, yapayalnız ve tuhaf bir adam. Taş kalpli bir kanun tatbikçisi… Onun nazarında merhamet, idamlık bir suçtur ve «cemiyette bir ferdi korumak için bin kişiye idam gömleği giydirmekten kaçınmamalıdır.»

Reis Bey, annesini öldürdüğü iddiasıyla huzuruna çıkarılan bir gencin idamına karar verir. Artık olaylar çok farklı gelişecek ve Reis Bey’in buz gibi iç dünyası müthiş bir sarsıntıyla yerle bir olacaktır.

Reis Bey’in Karakter Tahlili
  • Reis Bey, merhametten uzak bir karakterdir (Syf.12);

REİS BEY – Anlamıyorum!
YELDİRMELİ KADIN – Nasıl anlayacaksınız? Merhamet nedir, bilmeden anlamak olur mu? İşi gücü zorla suç aramak olan insan, neden anlar?

Dilerim Hak’tan en ağır, en olmaz iftiraya uğra, sen! O taş kalbinin havanında zehir ez, zehir ye! Evlâdın yoksa, senin başına getirsin Mevlâm…

  • Ağlamanın, gözyaşının merhamet işareti olması, Reis Bey’in merhamete olan bakış açısında milim esneme oluşturmadığı ortadadır (Syf.14);

REİS BEY – Taşralı Müşteriye dönerek; “Kızını kanundan isteyemezsin! Arada bir suçlu varsa cezalandırılmasını kanundan isteyebilirsin!”. Otel Kâtibine dönerek; “Gitti mi kadın?”
OTEL KÂTİBİ – Ağlaya ağlaya gitti…
REİS BEYGözyaşı suçun rengini soldurmaz. 

  • Reis Bey tarafından merhamet, türlü türlü tanımlamalara ve ithamlara maruz kalır (Syf.16); 

KÖYLÜ MÜŞTERİ – Merhamet edin efendim!
REİS BEY – Sen de mi öğrendin bu lâfı? Ne kelimeler, ne duygular var; öğretemiyoruz da, sıra merhamete geldi mi, herkes ezbere biliyor. Ağızların iğrenç sakızı!

OTEL KÂTİBİ – Merhamet suç mu efendim?
REİS BEY – (Gayet sert) Hem de idamlık…

  • Reis Bey’e göre merhamet bir zayıflıktır (Syf.17);

Benden, merhametin öldürdüklerine merhamet beklemeyiniz!

TAŞRALI MÜŞTERİ – Merhametin öldürdükleri ne demek?
OTEL KÂTİBİ – Yani, merhamet göre göre ona muhtaç yaşayanlar… Merhametten doğan ihmal ve ona ihtiyaç yüzünden ölenler…
TAŞRALI MÜŞTERİ – Başka neye muhtacız ki? Allah’ın rahmeti olmasa ne olur halimiz?

  • Reis Bey, her soruya kat’i bir hüküm içerecek şekilde cevap veren, işini hayatına aksettiren ve yalnızca gördüğüne inanan (bir nevi materyalist) bir karakterdir (Syf.13);

TAŞRALI MÜŞTERİ – Nasıl kanun, bu?
REİS BEY – Kanun, gizli eşyayı bulmaya mahsus bir fal kitabı değildir. Olana, gördüğüne, bildiğine göre hükmeder.

  • Reis Bey, her anlamda (hem düşünce olarak hem de akrabalık, eş dost bakımından) yalnız bir insandır (Syf.15);

TAŞRALI MÜŞTERİ – Ne acayip adam, bu Reis Bey!
OTEL KÂTİBİ – Öyle acayip ki, bir benzerini bulamazsın. Bir kere emekli olmak üzere… Altmış beşlik… Hâlâ yeryüzünde kimsesi yok… Yarım asırlık bekâr… Ömrü, otel odalarında geçmiş…
TAŞRALI MÜŞTERİ – Kendine bir ev açmıyor mu?
OTEL KÂTİBİ – Ne gezer!.. Ev bark sahibi olmaktan anlamıyor. Hususi hayatı yok ki, evi olsun… İğreti yaşıyor. Kitapları, bir iki bavulu, o kadar… Bir yatağı bile yok dâr-ı dünyada…
TAŞRALI MÜŞTERİGaliba en rahatı o… Ne ev, ne evlât, ne dert!..

  • Reis Bey, ön yargılıdır ve masumiyet karinesini hiçe sayan bir hakimdir (Syf.21-23);

REİS BEY İşletin dilinizi; ellerinizi işlettiğiniz gibi…
MAHKÛM – Dehşet içindeyim, Reis Bey, kriz içindeyim! Ben, ellerimi, annemi boğmak için işletmiş değilim!
REİS BEY – Eroin krizi mi geçiriyorsunuz?
MAHKÛM – Ben suçluyum, Reis Bey, biliyorum! Bu yüzden nefret ediyorsunuz benden. Onu da biliyorum! Ama benim suçum anne kaatilliği değil… Bitirim yerlerine düşmüş, eroine alışmış olmak, benim suçum… En yüksekten en aşağıya düşmüş olmak… Bu yüzden nefret ediyorsunuz benden… Belki belâmı da bu yüzden buluyorum! Ama ben, anne kaatili değilim!
REİS BEY – Bunların hepsi edebiyat… Suç her zaman edebiyata muhtaçtır. Siz kupkuru hakikate cevap veriniz!
MAHKÛM – Annemi ben öldürmedim!
REİS BEY – Anneniz mezardan çıkmış da, beni oğlum öldürdü, diye ifade vermiş gibi, bütün deliller üzerinizde birleşiyor. Konuşmayan kadının son sözü, sıkılı avucundan çıkan ceketinizin kumaşı… Hüviyet varakanız gibi bir şey…
BİRİNCİ AVUKAT – (Bir anda ayağa fırlar ve izin almadan konuşur.) Cüretimi bağışlayın, muhterem reisim; fakat belirtmeme izin verin ki, hâkim itham etmez, ancak takdir eder.
REİS BEY – (Birinci Avukata.) Baro Reisi muhterem avukat da bilmelidir ki, hâkimin takdire varabilmesi için, kıymet hükümlerini belirtmesi ve ona göre cevap istemesi lâzımdır. Lütfen istirahat buyurun!

  • Ve masumiyet karinesi hiçe sayılır (Syf.26);

MAHKÛM – Suçumun, olduğu kadarını kabul ediyorum; fazlasını yükleyemezsiniz bana!..  

  • Ve peşin hükümlülük vurgulanır (Syf.29);

MAHKÛM – (Ayağa kalkar.) Size uymak zoruyla konuşuyorum. Bu yüzden samimiyetsiz görünüyorum. Beni asacağınızı biliyorum! Böyleyken peşin kararınıza kendinizi inandırmak için habire dayanak aradığınızı biliyorum. Üstelik samimiyet ihtarını sizden alıyorum.

  • Reis Bey, ceza hakimliğini kendi içinde felsefik bir hüviyete bürümüş ve bu yolun yılmaz savunucusu olmuştur (Syf.34);

Ceza felsefesinde bir görüş vardır: Bir masuma kıymaktansa, bin cürümlüyü cezasız bırakmak yeğdir. Ben de diyorum ki, cemiyette bir ferdi korumak için, bin kişiye bu gömleği giydirmekten kaçınmamalıdır. O bir kişi, bütün bir cemiyettir.

Olay Örgüsü Çerçevesinde Reis Bey’in Değişimine Dair Çıkarımlar 

Reis Bey, iki ana kısımdan oluşan bir eser. Birinci kısımda kat’i, acımasız, fikren ve manen yalnız yaşayan makam – mevki ve yaptırım sahibi bir hakim, ikinci kısımda ise merhameti ve pişmanlığı yoğun yaşayan, makamı ve mevkiyi bırakan, hatalarını en üst perdeden anlayan, acziyet içinde ihtiyar bir adam. Necip Fazıl bu oyunda bir nevi kendi hayatındaki radikal dönüşümü, değişimi işler gözükmektedir.

Oyun içinde Reis Bey’in radikal dönüşümü merhamet üzerinden gitmektedir. Birinci kısımda da ikinci kısımda da merhamete olan bakış açısı oldukça keskindir. Bu keskin bakış açısı Necip Fazıl’ın oldukça yoğun, romantik ve coşkulu tarzından kaynaklanmaktadır.

  • Radikal değişimi gösteren iki aşamalı oyun içerisinde hakikatin haykırıldığı bazı önemli anlar okuyucuya aksettirilmiştir (Syf.25);

BİRİNCİ AVUKAT – Acaba bu arada anahtarı biri bulup da kalıbını aldırdıktan sonra yine aynı yere bırakmış olamaz mi? Sanığın evini, vaziyetini, şartlarım bilen ve onu gizlice kollayan birisi?.. Bitirim yeri tiplerinden birisi… İşte bütün mesele!.. 

  • Hakikat ara sıra vurgulanmaya ve hissettirilmeye devam eder ancak hakikatin tecellisi için vakit erkendir (Syf.32);

BİRİNCİ GARDİYAN – (Pencereden bir göz atıp ilerler, bir ayağını iskemleye koyar.) Bana bak sen; bir gün eroin krizi geçirirken göğsünü jiletle paralayıp bayıldı, düştü, ya… İşte o zaman, onu revire ben götürdüm. Saatlerce, Allah’ım, hakikati sen biliyorsun, göster diye sayıkladı. Bir aralık gelip giden doktor da dedi ki: Bir adam yalan söyleyebilir; fakat yalan sayıklayamaz.
İKİNCİ GARDİYAN – Vay canına! Çocuk pisi pisine gidiyor desene!..
BİRİNCİ GARDİYAN – Bilmem! Söyledim! Sen de farkındasın ya… Kafa çatlatan bilmece…

  • Sık sık merhamet, bağışlama ve sevgi gibi insani duyguların üzerinden geçen Reis Bey, kendi etrafında ona yalakalık yapanlarca da bu insani duyguların ezilmesine göz yumar.  Reis Bey, bir nevi kendi fikir dünyasına göre cemiyet oluşturma yoluna giden ancak bu yolda gerçek manada yalnız kalan bir insandır (syf.35);

REİS BEY – Ne sayede muvaffak oldunuz?
HAPİSHANE MÜDÜRÜ – Zaafı, merhameti, yumuşaklığı kitaptan kazımak sayesinde…

  • Piyesin ikinci kısmına, yanlış kişinin idam edildiği gerçeği ile geçeriz. Bu kısımdan sonra tamamen farklı bir Reis Bey karşımıza çıkar. Yukarıda yapılan tüm karakter tahlilleri boşa çıkmış kalır. Artık sevgi, merhamet ve pişmanlık dolu bir yaşlı adam rotasız bir gemi gibi izlenimi verir bize. “Nasıl bir çıkış yolu bulunabileceğini” arar durur (Syf.51); 

REİS BEY – Ne yapabilirim, hanım, bana bir yol göster!
YELDİRMELİ KADIN – Yolu buraya kadar getiren kimse, o göstersin…

  • Artık, okuyucu radikal değişimi net bir şekilde görmektedir (Syf.53);

YELDİRMELİ KADIN – (Otel Kâtibine) Reis Beyde bu ne değişiklik? Koyuna dönmüş…

TAŞRALI MÜŞTERİ – (Felçli kızı gösterir.) Otele indikleri akşam, bitişiğinde ağlıyor diye sokağa attırmayı kalkıştığı kıza şimdi odasını veriyor!

  • Reis Bey, artık merhametin peşinde koşan bir insan haline gelmiştir. Pişmanlığı onu merhamete itmiştir (Syf.54-59);

DADI – Yüzünü görmek istiyorum! Gün ışığına çıkarabildiği yüzünü görmek istiyorum! Yüzüne tükürmek istiyorum. (Merdivende Reis Bey… Kimse dikkat etmez.)
OTEL KÂTİBİ – (Dadının üstüne yürür gibi) Hanım seni kim bırakır Reis Beyin yüzüne tükürmeğe?
REİS BEY – (Merdivenden inmiş, gişeye kıvrılırken) Bırakın! Tükürsün! (Herkes Reis Beye döner. Yeldirmeli Kadın ve Bar Kızı ayağa kalkarlar. Oturan, yalnız Felçli Kız… Reis Bey, elinde, ortasından açık bir not defteri, uzakta bir noktada durur.)
REİS BEY – (Dadıya) Geldiğine iyi ettin! Ben de seni arıyordum!
DADI – Ne yapacaktın?
REİS BEY – Beni affetmeni isteyecektim.
DADI – Eğer seni affedersem, yeryüzünde suçu bağışlanmadık insan kalmaz!
REİS BEY – (Dadıya bir adım yaklaşır) Yeryüzünde suçu bağışlanmadık insan kalmaması için beni affet!

  • Değişim tamamen gerçekleşmiştir (Syf. 60);

REİS BEY – (Tane tane) Akrepler ağlamayı öğrenecek… Taş öğrenir de ağlamayı, akrep öğrenemez mi?
KUMARHANE GARSONU – Neredeymiş ağlayan taş?
REİS BEY – Karşında… Ben!..

  • Acımak var olmak ile eş değerdir ona göre (Syf. 63);

Acımak, düşünmektedir, acımak bulmaktadır. Acıyın, yeter!

  • Ondaki felsefe değişimi dikkate değerdir (Syf. 66);

REİS BEY – (Ortaya) Bu çete bir demektir. Cemiyetler kanununa göre kurulacak… Ve ne kadar hırsız, yankesici, dolandırıcı, kalpazan, kaatil, ırz düşmanı, zehir satıcısı, kumarbaz, serseri varsa, hepsine birden kapılarını açacak…
KUMARHANE GARSONU – Ne derneği bu böyle?
REİS BEY – (Ortaya) Acıyanlar ve acınanlar derneği… İki taraf iç içe… Zaten ikisi de bir… Acımalıyız ki, acınalalım… Onun için, hâkim, avukat, muharrir, profesör, tüccar, işçi, mühendis, doktor, sanatkâr, her meslekten bizi kucaklayanlara, buyurun diyeceğiz; buyurun, acımayı, acımaya erişmeyi cemiyete başlı başına şifa kabul edenler, kadromuzda birleşsin!.. İnsanlığa yeni kurtuluş yolu…

  • Onun için ağlamak birincil duygu haline gelmiştir (Syf. 68); 

REİS BEY – Annelerinizi düşünün! Yüreği yufka komşu hediyesi börekten, en hatırlı bir parçayı gazeteye sarmış, zindan kapısında sıra bekleyen, gözyaşının kudretini, demiri eritecek bir kezzap haline getiren annelerinizi düşünün!.. Ağlamayı öğrenin!…

  • Reis Bey yaptığı hatalardan affolunma yollarını ararken kumarhanede tüm silahları kendinde toplar ancak polis baskını olur ve yakalanır. Bu arada, kumarhanede eroin dağıtımı yapan adam elindeki eroinleri çaktırmadan Reis Bey’in palto cebine koyar ve eroinden haberi olmayan Reis Bey ölümüne sebep olduğu genç gibi kendisi de aynı yollardan geçerek bir nevi dönüşümünü kemale erdirmek fırsatını yakalar (Syf.70-80).
  • Hapishanede yatacak şilteyi de yine ölümüne sebep olduğu gencin şiltesini dadısından alarak temin etmesi aynı yoldan geçmenin tam tecellisi olarak karşımıza çıkar. Reis Bey’in mahkumiyet yaşaması da tüm çarpıcılığıyla aktarılır (Syf.80-95).
  • Ardından gelen mahkeme ve Reis Bey’in düşüncelerinin ictimai yansımalarının okuyucuya yansıtılmasını görüyoruz. (Syf.105);

 TEYPTE REİS BEYİN SESİ – Göklerin merhamet dolu olduğuna inanıyorum. Bizse, umacı korkusuyla yorgan altına kaçan çocuk gibi, nefsimizin beton çatısını tepemize çekmiş, yaşamayı öldürüyoruz! Yağmurun yalnız suyunu toplayabiliyoruz; ruhundan uzağız! Halbuki ne güzel isim koymuşlar ona: Rahmet.

  • Sonuç olarak, Reis Bey’in fikirleri karşılık bulmuş ve bir çok yaraya merhem olmuştur (Syf.116 ); 

BİRİNCİ AVUKAT – Muhterem Reisim! Adalet anlayışına, fikirleriniz ve hayatınızla getirdiğiniz yeni mâna, memleketimizden başlayarak, dünya çapında bir hâdise olmuştur. İnsanlığa baş döndürücü bir yükseklik getirdiniz! Bu hâdiseyi değerlendirmek borcunu yüklenen baromuz, günlerdir süren müzakereler ve münakaşalar sonunda sizi fahrî başkanlığa seçmiş bulunuyor.

REİS BEY – (Birinci Avukata) Muhterem efendim! Ben bir zaferin değil, bir bozgunun temsilcisiyim! Eğer bir yükseklik gösterdim ise, bu çıkış hissi veren bir inişten geliyor. Uçurum dibinde biten bozgun!.. Uçurumlar dağ, dağlar uçurum olmalı ki, ben kahraman olabileyim… Böyle bir zafer armağanına lâyık değilim ben… Onu alamam!.. Sonra inişimi, inişimde bulduğumu kaybederim. Beni affediniz! Ararsanız, lâyık olanını da bulursunuz…

BİRİNCİ AVUKAT – Onun kime lâyık olduğunu tesbit iktidarı da, bizden ziyade sizde… Biz, sizin örnekleştirdiğiniz mânaya veriyoruz bu armağanı… Eğer sizden başka bir lâyık olanı varsa siz bulunuz! O her türlü sizin…